2 gündür telefondaki ses, beni ısrarla popa davet ediyor.
Kafamın içindeki ses ise:
Popla bağlantısını koparalı uzun zaman olduğunu hatırlatıyor.
Bir şeyler yazamalıyım.
Neden?
Çünkü pop zamanın bir köşesinden,
hatırlatmaya çalışıyor kendini yeniden.
Michael Jackson ve Madonna dosyalarını geçiriyor hafızam gözden.
Ardından görsel imajlar süratle akıyor hafıza tünelimden.
8 yaşıma, 1988’e gidiyorum zamanda.
Uzuuun zaman geçmiş diyorum üstünden.
Sanki 21 yıl değil, 88 yıl ilerlemişim birden.
Bir oda, duvarlarını posterler süsleyen.
Küçük bir kız meraklı gözlerle,
teyzesinin blue jean dergilerini okumayı kendine görev edinen.
Derken elinde annesinin fön fırçasıyla, ‘kaset çalardan’ yükselen sesler eşliğinde,
aynanın karşısında dans edip şarkı söyleyen.
Pop alıp götürüyor beni kral ve kraliçesinin en provakatif zamanlarına.
Benim gibi başka kız çocuklarını da etkiledikleri anlara.
Thriller ve Bad albümlerini, hareketleri ve sözleriyle bilen.
Thriller klibini önce korkarak, sonra heyecanla izleyen.
Sezen Cumhur Önal’ın Müzik Yelpazesi programını dört gözle bekleyen.
VHS kasetlere kaydedilen klipleri tekrar tekrar bıkmadan izleyen...
Pop eşittir:
Siyah, beyaz, lame,
moonwalk, şapka, eldiven,
kurt adam, heyecan, serüven.
Pop eşittir:
devrim, kırmızı, jartiyer,
tayt, warhol, marilyn,
disko, sex, platin.
Pop eşittir:
çocukluk, zaman, adrenalin,
dans, müzik, seratonin.
gökçe es
11 haziran 2009
No comments:
Post a Comment