Ben dolunay bekçisiyim!

14 ekim 2008
Kalkar kalkmaz dolunay girdi içime, 
daha görünmeden gözüme...

Her dolunayda dolanıklaşıyor,
telepatik bir iletişim içine girmeye çalışırken buluyorum kendimi.
Her dolunayda bir yerlerde bağlı olduğum 
başka birşeyi bulmaya çalışıyorum.
Ve biliyorum ki, onun ne olduğunu bulduğumda 
tam bir telepati içine girebileceğim.
Büyük patlama anında herşeyin dolanıklaştığını söylüyor kuantum fizikçileri...
Bu herşeyin hala temas halinde olduğunun bir göstergesi değil midir?
Mekanlar sadece illüzyon yaratan yapılar belki de.
Ne de olsa olasılıkların süperpozisyonları bilinçaltımızda...
Bilinçli olarak farkında olmasak da oradalar.
Saf potansiyelin okyanusu!

Her dolunay farklı bir heyecan, farklı bir görü katıyor bilincime...
Hepimiz kendi gerçekliğimizin içinde yaşıyor,
Hepimiz kendi gerçekliğimizin gözlemciliğini yapıyoruz.

Ben dolunay bekçisiyim!
Bu da gerçeklerimden biri gözlemlediğim.
Umarım bir yerde bir şeyle? birgün tam dolanıklaşıcağım ..
Heyecanla bekliyorum dolunayları ve dolanıklaşacağım zamanları...

15
10
08
Gökçe Es [G.butterfly]

minnie ladybug [The End]


Mikro olaylar dizisine,
dün bir de minnie eklendi...
Resim tamamlandı;
Yeniden doğuş kendini gösterdi...

26
09
08
Gökçe Es [g.butterfly]

Ağustos böceği kafasındayım

Herkes yeni sezon, 
yeni mevsim hazırlıkları içindeyken
Ben:
Ağustos böceği kafasındayım :))

Ağustos böceği olarak farkına vardığım şey ise:
Tüm doğada ve çevremde yeniden doğuş zamanının başlamış olduğu..

Teyzem 28 yıl fark atarak bana bir kuzen getirdi,
Benden 3 yaş küçük kuzenim beni teyze yaptı,
Yaklaşık 6.5 ay sonra çocukluk arkadaşım beni bir kez daha teyze mertebesine eriştirecek..
Guduk baba oldu [Guduk: Ümit anne ve Akın babanın köypeği :) evet evet köy-pek!
Kara tavuk yavruladı,
Eh Turti yavrulamadı ama kendisi gitti Junior'ı geldi..
Bir de bugün dikkatimi çekti:
Dışarıdan evin içine genelde koca koca kara sinekler girerken;
Bugün minikleri uğrayıverdi.

Yaani yenileniyor, yenileniyor ve yenileniyoruz..

Yazın ardından herkese bir burukluk çöker her sene...
Sıcaklar yerini soğuk günlere,
Tatiller yerini uzuuun çalışma günlerine,
Aşklar ise:
Aşklar farklı dalgalar oluşturur evrende :))

Aklım ağustosta, başım sıcakta, ruhum Shambala'da kalmış olsa da:
Ben burdayım bir ağustos böceği edasıyla...

İzliyorum etrafımdaki akışı ve akışa bırakıyorum kendimi,
bana getirdiklerinin farkındalığıyla...

Artık dileğim uyanık rüyalar görmeniz:
Uyanık rüyalar dilerim...

Gökçe Es [G.butterfly]
23
09
08

Tünelden amazon yürüyüşünde

Yürüyorum...

Oturuyor kaldırımda:
Bacaklarının arasında beyaz gitar,
Bedenini kaplayan mavi entari,
Yemenisi başında...

Sesinin volümü bir yana,
İçindeki hüzün tokat gibi çarpıyor kulağıma!
Hayal gibi gerçekliği,
İki kere dönüp bakıyorum ardıma..

Yürüyorum...

Bir saksafoncunun nefesinden,
The Godfather'ın unutulmaz melodisi çarpıyor kulağıma!
Ona eşlik eden ıslık sesleriyle;
Devam ediyorum yoluma...

Yürüyorum...

İki delikanlı çıkıyor karşıma,
Biri diğerini dürterek:
'Amazon Yürüyüşü' diyor beni göstererek.
Sokakta atılan en güzel laf çarpıyor böylece kulağıma!

Yürüyorum...

Ben de aklıma yazıyorum:
Amazon yürüyüşündeyim diye,
Amazon buldum kendimi şehirde;
Tünelden amazon yürüyüşünde...


05
06
08
Gökçe Es [G.butterfly]

mikro tadında deniz kabuğunda mutluluklar



6 minik deniz kabuğu ne anlama gelir?

Eğer size sevdiğiniz adam tarafından toplanmışsa:
-Sizi düşündüğü,
-Size değer verdiği;

Şekil itibariyle aynı, renk itibariyle farklıysa:
-Sizi her halinizle sevdiği;

Minik deniz kabukları olmaları:
-İçinizdeki çocuğu sevdiği;

İçlerinden birinin renginin biraz daha baskın olması:
-İçinizdeki dominantın farkında olduğu;

6 tane olması:
-Herşeyin eşit olduğu;

Ve son olarak:
6 minik deniz kabuğu getiren bir adamın:
-Size aşık olduğu anlamına gelir.

23
09
08
Gökçe Es [G.butterfly]

Resim 3 boyutlu üzerimde canlanıyor [3]

Audrey Kawasaki / Lydia


17 eylülden beri gelen bilgilerin yanına
bir de yeni boyutlar eklendi..

2 ekim 2006 da karşılaştığım Audrey Kawasaki'nin ''Lydia'' adlı çalışması beni oldukça etkilemişti,
hala etkilemekte ve anlamı katmanlı bir şekilde büyümektedir.

''3'' gündür anladım ki:
etkilendiğim bu resim üzerimde
''3'' boyutlu bir biçimde tamamlanıyor...

Hatta dün gece Ozan'ın
resimin Özlem'in olduğu yanılsamasıyla
''bunu Özlem'den alalım, çünkü aynı sensin..'' ifadesi
en yakınımdaki kişinin de onayıyla
bana söyleyecek fazla birşey bırakmadı,
Audrey Kawasaki'ye ait olması dışında :)

Daha dikkatli incelemeye başlayıp bir sonraki aşamada başıma gelecekleri düşünürken:
Bugün yine bir misafirle karşılaştım.
Fakat bu gelen diğerleri gibi değildi...

Elimi klavyenin tuşlarına götürdüğümde fark ettim..
'Sümük'ten bile mikro,
fakat oldukça hızlı.
Bir telaş, bir panik
fakat bir o kadar da emin.
Acelesi vardı ve belki de buraya istemeden düşmüştü
resmi tamamlamak için!
Bu yüzden gitmeliydi artık,
görevini tamamladığını düşünerek...
O'nu beslemeye çalışmam imkansızdı.
Daha önce böyle mikro birşey görmediğim için nasıl besleyeceğimi de bilmiyordum.
Elime aldığımda iiiinanııılmaaaz bir gıdıklama hissi sarmasının ardından
bir de ısırık kondurunca etkileşim alanımızın tensel olmadığını anladım :))

Bu sefer gelenin adı ''Gider'' oldu..
Geldiği gibi hızlı ve emin adımlarla gitti.
Tüylerim sürekli havada,
ürperik geziyorum 3 gündür :)
Bedenimin üzerindeki akışı izliyorum ve çok etkileniyorum...

Turti'yi soracak olursanız:
Oldukça sağlıklı ve keyfi yerinde.
Yerleştirdiğim koca marulu yarıladı, biraz obur mu ne?
Bir taraftan yiyor öbür taraftan çıkarıyor :)
İlk gördüğümde kustu zannetmiştim, meğer kakasıymış :))
Evini de sevdi..
Cennet'ten topladığım ağaç parçacıklarından da yerleştirdim evine,
dekorasyon olayına da değindik birlikte :))


tam olarak ne olduğunu anlamasa da:
Miu da sevdi..
O daha çok marulu aşırma derdinde :))

Mutluluğum devam ediyor
Üstüne bir de şok eklendi..
Bütün bu farklı boyutları algılamaya başladığım tarihi de beraberinde getirmiş oldu ''Gider''...
12 mayıs 


19
09
08
Gökçe Es [G.butterfly]




Kozmik Şakacıdan mikro boyutta MAKRO mutluluklar akıyor [2]


Kozmik şakacı iş başında ve gerçekten beni şaşırtıyor.
Şaşırtırken de çok mutlu ediyor :)))
öğretirken güldürüyor hahaha

Bir ara çıkıp miu'ya mama almak dışında,
bütün gün evdeydim bugün...
Kozmik şakacı da ben evdeyken devredeydi...

Dün sonbaharın gelişini şakır şakır, gürül gürül anlatan rüzgar ve yağmurla birlikte,
zaman sanki olduğundan biraz daha yavaş akmaya başladı ve düzene girdi gözümde.
Herşey daha fazla netleşmeye,
bilgiler daha berrak akmaya başladı zihnime.

Daha önce de yaşamış olduğum bir deneyimdi quantum sıçraması;
bir kez daha yaşamış oldum dün gece.
Önemli not :
Amman dikkat quantum sıçraması yaşadıktan sonra sırt sıcak tutulmalı :))
Omurganın dizilimlerinden zihne doğru giden yolun berraklaşmasıyla
tutulmalara karşı önlem alınmalı..
Bu naçizane bilgiden sonra bugüne geri dönüyorum.

Evde her zamanki gibi kitaplarımı karıştırıp, 
yazıp-çizip, arada Miu'yla oynayıp, biraz nette search derken:
Şöyle koltuğun rahatlığına bırakayım sırtımı dediğim anda
koltuğun üstünde bir tırtılla karşılaştım.
Bu karşılaşma Sümüğün gidişinden 2 gün sonra gerçekleşince:
Kozmik şakacı şakalarıyla beni önce olduğum yere MIH gibi çaktı,
daha sonra da garip bir heyecana boğdu :))))
Kelebeklere olan sevgim zaten aşikar ve kelebek olabilen insanlara :)))
Kozmik bilincin kozmik şakacısı tarafından gönderilen,
çok etkilendiğim bir varlığın doğmadan önceki halini koltuğumda bulmak
beni kahkahalara boğuyor doğrusu!
Neyse..
Sümük'te yaşamış olduğum trajediyi tekrar yaşamak istemediğimden
önce onu parkta bir ağacın üstüne,
doğasına bırakmayı düşünyorum..
Düşünmekle de kalmıyorum
bir marul yaprağının üstüne koyup dışarı çıkartıyorum.
Derken..
birşey beni vazgeçiriyor.
Çünkü Turti [adını da hemen koyuverdim :)) ] marul yaprağını yemeye başlıyor...
Hemen köpükten dondruma kutusunu Turti için ev haline getirip,
yaprağıyla birlikte içine yerleştiriyorum.
Şimdi gayet iyi görünüyor :)

Anlayacağınız kozmik şakacıdan:
Mikro boyutta makro mutluluklar akıyor :))))


Gökçe Es [G.butterfly] [bu isim de şimdi daha anlamlı olmaya başladı :)]
18
09
08

mikro sümük MAKRO MUTLULUK [1]




Zamanın sonsuz sürekliliği içerisinde,
İstanbul'da yaşadığımız kargaşa ve kaos içinde 
kaçırdığımız onca şey arasından;
kaçırmadığım ''mikro'' bir durumu paylaşacağım sizinle...

Sevgilim Ozan'la birlikte
her zamanki pazar gezimizin sonunda evimize dönerken,
balık pazarına uğrayıp mutfak alışverişimizi yaptık...

İstanbul'un geze geze, göre göre doyamadığım tarih dolu semtlerini
''Galata,Tünel,Karaköy,Eminönü,Sultanahmet,Cankurtaran,Sirkeci,Balat...''
birgün daha gezip, görmüş, tatmış olmanın keyfiyle eve döndüğümüzde:
Ayaklarda hafif bir sızı,
yüzlerde güzel bir tebessümle,
daldık mutfağa açlık hissiyle.

Salata ustası benim mutfakta.
Salatanın en zorlu kısmı yeşillikleri bir bir arındırmak tabii ki...
Söylemeden geçemiyeceğim, Ozan bir hamsi lakerdası yaptı!!! Aman tanrım!
Onca balıkçı gezdik, onca değişik meze yedik ama böylesini hiçbir yerde görmedim, yemedim ENFESTİ :)

Neyse salatada kalmıştım...
Anneciğimin mutfakta bana yardımcı olmak amacıyla aldığı,
çok kullanışlı mutfak altlerinden biri olan yeşillik süzme kabıyla 
hummalı bir çalışma içerisindeyken:
Kabın kenarında miniminnacık birşey ilişti gözüme.
O miniminnacık şeyi büyük bir ilgiyle elime alıp 
ne olduğunu anlamaya çalışırken:
Minicik antenlerini çıkarıp bana bakan 
bir sümüklüböcekle karşılaştım, kimileri salyangoz der :)

Sümüklüböceklere özel bir ilgim vardır. 
Daha doğrusu yaşayan bütün mikro organizmalara.
Fakat bu kadar küçüğüyle daha önce hiç karşılaşmamıştım..
Balık pazarında takılmış bize anlaşılan.
Elimin üstünde minik minik kayıp gidiyor.
Her hareketi elime gıdıklanma dalgaları yayıyor :))

Büyük bir heyecanla içeri koşup Ozan'a gösterdim:
'Evet evet besliceeem adını da Sümük koyuyorum' dedim :)
Bütün bir gece beni o kadar eylendirdi ki;
yeniden doğdum,
çocuk gibi oldum,
Sümüüük sümüüük diye çığlıklar atıp;
Mutlu oldum...

Şeffaf bir kabuğu ve muhteşem minik antenleri vardı.
'Yarın ilk iş gidip bir mikroskop almalıyım' dedim içimden.
Şeffaf kabuğuna uygun şeffaf bir ev yapıp 
içine yeşillikler yerleştirdim.
Miu'ya göstermeye çalıştım ama 
o kadar küçüktü ki, Miu bile göremedi. [Miu:kedimiz..]
Herşey harikaydı..
Yatmadan önce son bir kez bakıp 
ağacın altına yerleştirdim evini.. 
Güzel uyu Sümük...

Sabah kalkıp büyük bir heyecanla yanına koştuğumda,
şeffaf evinin köşesine yapışmış ve hareketsiz bir halde buldum sevgili Sümüğü..
Elime aldım ve o kaygan bedeninin artık orada olmadığını gördüm..
Ne hissedeceğimi şaşırdım.. Allak bullak oldum.
Oysa ne kadar çok sevmiştim. Neden yaşatamamıştım ki?... :(
Şimdi ''güzel uyu'' daha anlamlı oldu...


Bütün bunların sonucunda,
mikro sümüğüm bana makro bir mutluluk yaşatarak 
inanılmaz güzel bir hediye verdi.
Bu dersi ancak böyle makro bir heyecan yaşayınca anladım.
Mikro boyutta gerçekleşen makro mutluluk,
makro düzeye göre çok daha anlamlı geldi bana :) 
anlam kattı hayatıma...
Mikroyu görebilmek için makro düşünebilmek, 
farkına varabilmek gerek...

Sevgili Sümük aramızdan çabuk ayrıldın.
Fakat yaşattığın mutluluk ve heyecanı aramızdan ayırmayacağıma söz veriyorum sana :)
Seni Seviyorum Sümük...

Gökçe Es [G.butterfly]
17
09
08

Tamamlandım bulunca orda başımı

cennete attım taşımı..

bağlandım - düşürdüm ayak bağımı..

diğer yarım kuma saplanmış..

tamamlandım bulunca orda başımı.

23
08
08
Gökçe Es [g.butterfly]

Her derin kendi yüzeyselliğin için


dedikoduyu sevmem -
malzeme darlığıysa hiç çekmem.

anladıysan ne ala -
anlamadıysan kabala!

karalamadan önce bak kendi derine -
unutma karalar döner kendi içine.

yüzeyselliğin derinlerine inmelisin -
her derin kendi yüzeyselliğin için!

23
08
08
Gökçe Es [g.butterfly]

Olsun Kulağına Küpe


''yansıtan mıdır imajlarımız - yoksa
imajlarımız mıdır yansıyan?''

diye sordu içimde bi-ses...

''ışığın dalgası içinde
yansıtan ''bir'' yansıyan ''bilgidir''

diye devam etti..

sonra
''al bunu tak'' dedi
''olsun kulağına küpe!''

22
08
08
Gökçe Es [g.butterfly]


Karar verip hayata doyabilir mi insan



bırakmamalı içinde biriktirdiği arzuları
sımsıkı sarılmalı - bir bir bırakmadan..

hatırlayan - bir kelebek gibi çırpınıp
derinlerinden yükselerek hayatla buluşan..

bakmak sadece o an -
görebilen - hayallerine kavuşan

bilebilir mi ne olduğunu?-
karar verip hayata doyabilir mi insan?

''My End Is My Begining''

gokce es [g.butterfly]
21
08
08


bırakmamalı içinde biriktirdiği arzuları
sımsıkı sarılmalı - bir bir bırakmadan..
hatırlayan - bir kelebek gibi çırpınıp
derinlerinden yükselerek hayatla buluşan..
bakmak sadece o an -
görebilen - hayallerine kavuşan
bilebilir mi ne olduğunu?-
karar verip hayata doyabilir mi insan?

HASSAS DENGELERİN KAFASI R2 SHAMBALA



Medeniyeti doğaya zarar vermeden oluşturabilmek. Herşeyi dönüştürerek eklemeden-katarak, Öz'e gerçek yaratıcılığa geri dönüş...

Doğa bana hangi tarafımı, nasıl güçlendirmem gerektiğini öğretti...

İçimden çıkardığım kelebek şelalede kendini buldu ve daha birçok hayvan içimdeki...

Evrenin Ebedi Yaşayan Aynası...

Evrenin sana verdiği mesajları kavrayabilirsen istediğin herşeyi karşında bulursun. Ne aradığını bilirsen, ne istediğinle karşılaşırsın...

Yollarımı evrenin işaretleriyle doğaya kazıdım...

Geçmiş ve gelecekle uğraşmaktan vazgeçtiğin, şimdiyi yakalamaya odaklandığın noktada eşzamanlı olarak herşeyi karşında bulacaksın...

Arıyordum...
Aradıklarımın hiçbirinin anlamı yoktu.
Burada her taşın, her sopanın, her duruşun, her bakışın.. birçok anlamı vardı. 
Cennet'te çöpleri toplarken cenneti kirletenlerin ardından, karşıma manken kafası çıktı!!! Yaşadığım heyecan ve şok birbirine karıştı.
Yalnız değildim, yalnız olsam bu karşılaşma beni delirtebilirdi :]
Heyacanımı Ozan, İlke ve Serkan'la paylaştım. 
Onlar da heyecanıma ortak oldular.
Manken kafası arıyordum projem için.
Belki de aradığım kendi kafamdı...
En olmadık [belki de en olduk] yerde karşımdaydı!
Deniz ve taşlar kafasının arka kısmını almış, içi dışına çıkmıştı.
İllüzyon gibi karşımda duruyordu!
MUHTEŞEMDİ! Ve evet kafamın diğer yarısı, yansımasıydı.
Zafer edasıyla onu Shambala'ya getirdim ve ertesi gün 
HASSAS DENGELERİN KAFASI'NI yarattım...
Yeri, Shambala R2 önü..
Cennete doğru bakıyor ve ona bakanları selamlıyor...

Şimdi rahatı gören ruhum bedenime yapıştı. 
Bundan önce astral idi :] 
Astral olmaya devam edecek belki, 
belki yapışacak yine rahata kavuşup...

Gökçe Es [G.butterfly]

G.butterfly & Nephes 2006










Performans Sanatçıları : Gökçe Es & Sinan Temizalp

Fotoğraf Sanatçısı : Fırat Erez

TORS MİSALİ 2007






Performans Sanatçısı : Gökçe Es

Fotoğraf Sanatçısı : Alp Esin

Tershane Fabrika Günleri II 1-2 Eylül 07









DÜNYA GÖÇMEDEN KISA BİR HİKAYE

İçiniz öfke dolu. Öfkenin çözüm olduğunu düşünüp, ondan güç aldığınızı zannediyorsunuz. Gerçekte öfkenizin kendinize karşı olduğunu bilmemeniz sizi öldürüyor!

Dünya, yine göç etmek zorunda kaldı. İhtiras ve kuvvet savaşının ateşi sardı her yeri!
Zihninizin bir köşesiyle bile bir tarafın kazanmasını desteklediğinizde, siz de bir parçasısınız artık savaşın.İyi kötü, güzel çirkin, doğru yanlış, haklı haksız hesapları sizi gerçeklerden uzaklaştırıyor.

Bağnaz gürültü çok dikkat dağıtsa bile, uğultunun içinde duyabilir kimileri doğru sözleri. Yeter ki düşüncesi hür olsun. Ancak özgür ruhlar meyve verecek kadar gelişebilir.

Korkuyorsunuz değil mi? İçinizdeki güzel insandan korkuyorsunuz!

Geçmişte yaşlı kadınların işiydi dedikodu. Şimdi koskoca bir sektör aldı yerini. Sizi eğlendirip, bilgilendiriyor görüntüsü verip, size dedikodu, öfke taşıyor! Kapatabilirsiniz kulaklarınızı bu çirkin uğultuya. Bekleyin. Hiçbir şey yapmadan, düşünmeden, kararlar vermeden, yargılamadan sadece bekleyin. Çok geçmeden içinizdeki gerçek sesi duyacaksınız.

Yasaklayın kendinize insanları yargılamayı.

Kendinizi korkunun zindanlarında hapsederek huzura erebiliyorsanız; kalın orada. Ama arada bir kafanızı kaldırıp bağırışlarınız sarmasın ortalığı. Bırakın özgür ruhlar düşünsün, farklı olsunlar arayışlarında. Gidecekleri yere kadar gitsinler ki, size getirecek bir şeyleri olsun yanlarında.

Şimdi içinizdeki sesi duymaya çalışın.

Duyamıyorsanız: Kesin uğultuyu ve sokmayın evinize dedikoduyu! Dünya göçüp gitmeden bir süre için susun ve sadece içinizde nefes alıp vereni dinleyin....



Çağdaş Sanat ve Fikir Üretim Platformu Tershane Fabrika Günleri 2'de hayat bulan Gökçe Es'e ait 7 dakikalık deneysel hareket tiyatrosunun metin ve fotografları...

‘İstanbuldans’ Festivali ve Zeynep Tanbay Dans Projesi


2007 ; çağdaş ve deneysel çalışmaların yavaş yavaş hayat bulduğu ve nefes almaya başladığı bir yıl olmayı başardı gibi görünüyor. Bu bağlamda sahne sanatları da bu yıl birincisi gerçekleştirilen İstanbul Fransız Kültür Merkezi ana sponsorluğunda, festival partnerleri Dans Buluşma İstanbul, Çatı Stüdyo, organizasyon ve prodüksyonu Mihran Tomasyan’a ait olan ‘İstanbuldans’ festivaline kavuşmuş oldu. 30 Mayıs - 10 Mayıs tarihleri arasında 21 topluluğun sahne alacağı İstanbuldans festivalinin ev sahibi ise Garajİstanbul.

Festivalin katılımcıları Aydın Teker, Aytül Hasaltun, Jack Gallagher, C dan C (Fransa), ÇağlarYılmaz, Çıplak Ayaklar Kumpanyası, Devrim İleri/Didem Ertan, Emre Koyuncuğlu, İstanbul Dans Tiyatrosu /Tan Temel, İlyas Odman/Garajİstanbulpro, Laboratuar, Naoko Noshiro (Japonya), Özlem alkış, Sevi Alkan, Şafak Uysal/Bedrihan Dehmen, TALDANS, Talin Büyükkürcüyan, Tuğçe Tuna Dans Projesi, Hareket Atölyesi ve Zeynep Tanbay Dans Projesi.

Çağdaş eserlerin ve oluşumların daha da kuvvetlendiği ve çoğaldığı bu dönemde sahne yetersizliği yüzünden birçok projenin askıda kalması bir yanda, kültür merkezi ve tiyatro binalarını yıkıp yerine kongre merkezi yapmak isteyen zihniyetler bir diğer yanda dursun: Sanatçıyı ve sanatseveri birarada tutmaya çalışan organizasyonların giderek çoğalmasıyla sanat yapma eylemini hiçbir politik rejimin durduramayacağına bir örnek de İstanbuldans oldu. Onlar yıkma kararları almaya devam ededursun: Toplumun en önemli değerleri olan kültür ve sanat merkezlerini eski ve onarılması zor bahaneleriyle ortadan kaldıramayacaklarını, sanata engel koyamayacaklarını, biz sanat yapmaya devam ettiğimiz sürece duvarların yıkılamayacağını da ilgili şahıslara bir kez daha buradan hatırlatmış olalım.

Gelelim 1 Haziran gecesinin konuğu Zeynep Tanbay Dans Projesine... Daha önce 15. Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivalinde Atatürk Kültür Merkezinde prömiyerini izlediğimiz Dört Ayak projesi bu sefer deneysel ve açık bir sahnede yer alıyor. Mekandan içeri adım attığımız anda seyirciyle içiçe olan dansçıların ısınmalarına tanıklık ediyoruz. Deneysel çalışmalardan alıştığımız bu görüntüler Zeynep Tanbay Dans Projesi’nin Dört Ayak eserine biraz yabancılaştırma ögesi katmış. İtalyan sahneler için hazırlanmış olan eserin ve 11 kişiden oluşan kadronun deneysel işler için tasarlanmış olan bu mekana sığıp sığamayacakları konusunda da başta şüpheye düşmüştüm. Fakat eser başlamadan önce Zeynep Tanbay’ın yaptığı sıcak ve içten açıklama izleyenleri ve beni oldukça rahatlattı. Tanbay: ‘Bu akşamki gösteriyi sanki bir stüdyo çalışmasına katılıyormuşsunuz ya da bir projenin atölye çalışmasını izliyormuşsunuz gibi ele almanızı rica ediyoruz’ dedi. Garajİstanbul’da düzenlenen İstanbuldans Festivaline destek verdikleri için bu mekanda yer almayı kabul ettiklerini söyledikten sonra alışılagelmiş düzeni bozarak geç gelen izleyicilerin içeri alınabileceğini telefon ve çağrı cihazlarının da açık tutulabileceğini söyleyerek herkesi bu sıcak atmosferin içine çekmiş oldu. Ayrıca Garajİstanbul’un Zeynep Tanbay Dans Projesi için yeniden düzenlediği yerleşimi eskisine kıyasla daha başarılı olmuş, mekan daha kullanılır ve daha işlevsel bir hale dönüştürülmüş. Koreografisi Zeynep Tanbay’a ait olan Dört Ayak’a geçen seneden farklı olarak yeni yüzler katılmış Cennet Erdoğan, Gamze Yalım ve Tuğrul Savaşçı. Geçen sezon izlediğimiz kadrodan devam edenler ise Alper Marangoz, Evrim Akyay, Gizem Erdem, Gizem Erden, Korhan Başaran, Pınar Güremek ve Önder Çevik. Yaşamımızın çoğunu iskemlelerde, masalarda, banklarda, yataklarda; geri kalanını ise ayakta geçirdiğimizi ifade eden Tanbay 4 ayaklılarla 2 ayaklıların ilişkisi üzerine yoğunlaşıyor. 4 ayak üstüne düşenler, tutunamayanlar, hayatta eğreti duranlar, kenarda kalanlar, sadece izlemekle yetinenler, karar verenler, hakkında karar verilenler, ezenler, ezilenler, hayata hücreden başlayıp, yaşamında hücresinden çıkamayanlar ve bunun gibi türlü türlü insan ilişkilerini ele alıyor. Dansçılar bu mekanda alışkın olmadıkları bir şekilde seyirciyle iç içe olduklarından başta biraz tedirginlik yaşar gibi oldular fakat kısa sürede bu sıcak atmosferin içinde akmaya başladılar. Bu mekanda performansçı ve izleyici ilişkisinin ön planda oluşuyla çok doğal ve farklı bir Dört Ayak izledik. Ayrıca mekanda kulis olanağı olmadığından herşeyi seyircinin önünde gerçekleştiren dansçılarla izleyici arasında şeffaf ve doğal bir ortam oluştu, sahne arkası yani kulisle ilgili herhangi bir fikre sahip olmayan izleyiciler için de değişik bir deneyim olmuş oldu. Kadın erkek ilişkilerinin ve şiddetin vurgulandığı sahneler sadece hareket kalitesiyle değil ifadeyle de güçlendirildiği için izleyenleri etkilemeyi başardı. Özellikle de Alper Marangoz ve Gizem Erdem bu açıdan ön plana çıkan dansçılar arasındaydı. Ayrıca yine Alper Marangoz ve Önder Çevik’in düetleri de büyük alkışı hakeder nitelikteydi. Tüm dansçıların emeğine ve enerjisine sağlık.

İstanbuldans Festivali bitmeden bir gösteri de ben izlemeliyim diyorsanız www.istanbuldancefest.com adresinden festival programına ulaşabilirsiniz. Ayrıca festival kapsamında Türkiye dans afişleri sergisini gezebilir, panel, atölye ve teknik derslere de katılabilirsiniz. İyi seyirler...



Bu yazı Gökçe Es Kılıç tarafından kritik edilip 11/06/2007'de Evrensel Gazetesinde yayınlanmıştır.

http://www.evrensel.net/haber.php?haber_id=11541

Gençlik Günlerinden Akılda Kalan

Bu yıl 23’üncüsü düzenlenen İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları Gençlik Günleri 15 Mayıs-19 Mayıs tarihleri arasında Harbiye Muhsin Ertuğrul ve Kadıköy Haldun Taner sahnelerinde izleyiciyle buluştu. 14 Mayıs 2007 akşamı Bulutsuzluk Özlemi’nin konseriyle açılışını yapan 23. Gençlik Günleri’ne Galatasaray Üniversitesi Tiyatro Topluluğu, Tiyatro Artı, İstanbul Teknik Üniversitesi, ODTÜ Oyuncuları, Korhan Başaran, Yeditepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Tiyatro Bölümü, Stüdyo4, İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları Tiyatro Araştırma Laboratuarı, Oyunbaz Tiyatro ve Subvoid Physical Theatre katıldılar. İzleyicilerin ücretsiz katılımlarıyla yönetmenlik, makyaj, dans ve yazarlık atölyeleri gerçekleştirildi.
Ayrıca Türkiye Kadınlar Birliği’nin İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları ile ortaklaşa yürüttüğü ve her yıl başarılı genç kadın oyunculara verdiği Bedia Muvahhit Ödülü’nün 13’üncüsü 23. Gençlik Günleri kapsamında Haldun Taner’in Keşanlı Ali Destanı oyunundaki Zilha rolüyle Meriç Benlioğlu’na verildi.
Gençlik Günleri’nden hafızamda kalan en özgün iş Subvoid Physical Theatre oldu. Bu ismi daha önce duymamış olanlar katılımı yabancıymış gibi algılayabilirler ama oluşumun sahibi ve yaratımın tamamı Ayşegül Güryüksel’e ait. 16 Mayıs 2007 tarihinde saat 15.00’de izlediğim bu proje, festival yöneticileri tarafından yapılan yanlış zamanlama doğrultusunda hak ettiği izleyici kapasitesiyle buluşamamış gibi görünse de; tamamıyla kendine özgü, farklı bir üslup ve hareket kalitesiyle, taklitten uzak “İlişiksiz Temas” (Dependent Independences) adıyla herkesi büyüleyen ve kadına farklı bir pencereden bakmamızı sağlayan bir yaratım izletti bizlere. Somut görüntünün altında yatan soyut gerçeklikler ve kendi içinde sürekliliği olan zıtlıkların peşinden koşan Subvoid: Özetle beş duyumuza hitap ediyor ve onları kullanmamız için bizi tetikliyor.
Projenin başında izlediğimiz kısa film, izleyiciyi oyuna hazırlamak için tasarlanmış gibiydi. Eserin büyük bir kısmı görsel efektlerle güçlendirilmiş. Kadın unsuru belki de bugüne kadar hiç bakmadığımız bir aynadan bizlere yansıtılmaya çalışılmış. Geçmişten bugüne gelen, bugünden geleceğe giden ve gelecekti haliyle bugüne dönmüş olan kafasında birçok soruya cevap bulmuş ama bulunduğu ortama ayak uyduramamış başka bir deyişle belki de ona ayak uydurulamamış bir kadınla ilgili çağdaş ve çok farklı bir yorum. Herkesin içinde saklı gizli bir potansiyeli olduğu ve onu dışarı çıkartma konusunda korkusuz olmak gerektiğine karşı bir bakış açısı da diyebiliriz. Sahnenin tamamını kaplayan perde ve perde önündeki devinim birbirini çok iyi tamamlıyor. Kullanılan kostüm ve aksesuarların perdede de yansılanması geçmiş ve geleceği ayırt etmemize yardımcı oluyor diyebilirim. Ayrıca her iki disiplini dans oluşumuyla birleştirip bir arada kullanmak çok yerinde ve doğru bir karar olmuş. Çağdaş modern dansın ve sessiz sinemanın çıkış noktalarının aynı olduğunu söyleyebiliriz. Her ikisinde de oyuncu anlatmak istenileni hareket jest mim kısaca oyunculuğu ve hareket kalitesiyle, söz olmadan izleyiciye aktarır. Bu projede her iki disiplin birbirine bağlanmış ve farklı bir tarz yaratılmış. Kullanılan görsel efektlerin düzenlenmesinden filmin çekilmesine kadar herşeyi titizlikle tek başına hazırlayan Ayşegül Güryüksel’in partner konusunda da çok şanslı olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Ece Gözmen ile sergilemiş oldukları iki kişilik muhteşem performans bu oluşumu herkesin mercek altına alması gerektiğine en büyük neden. Kullanılan müzikler de alışılagelmişin dışında oluşuyla projeyi tamamlayan önemli ayrıntılardan bir diğeri. İlk temsillerini 19 Nisan 22 Nisan 2006’da Aksanat’ta gerçekleştiren Subvoid: Informal European Theatre Meeting İstanbul ve 9 Mart 2007 Ankara Ortadoğu Teknik Üniversitesi Çağdaş Dans Festivali’ne katılmış. Ayrıca 5-13 Mayıs 2007 Brescia, İtalya’da gerçekleştirilen European Off Network Theatre Meeting’e katılmış National Theatre Belgrade tarafından 2007 yılı içerisinde Sırbistan’da gerçekleştirilecek tiyatro festivaline katılmak üzere İtalya’dan La Fionda Theatre ile ortak proje yaratma teklifi almış. Şunu da söylemeliyim ki hiçbir sponsor ve maddi destek almadan ortaya çıkartılan bu eser ödenekli oluşumlara da örnek teşkil etmeli. Daha fazla bilgi edinmek ve bu çağdaş oluşumu takip altına almak isteyenler www.subvoid.com adresine uğramayı ihmal etmesinler.
Yeri gelmişken merak edenler için “physical theatre” yani fiziksel tiyatro ile ilgili birkaç notumu sizlerle aktarmak istiyorum. 20’nci yüzyılın ilk yarısıyla başlayan, çağdaş sahne sanatları içinde yerini almış, modern ve çağdaş danstan yola çıkarak ifadenin, jestin ve mimin çok büyük önem taşıdığı, metnin değil de oyuncunun büyük rol oynadığı yeni bir türdür. Aslında dans tiyatrosunun bir uzantısıdır. Bu türün öncüleri arasında Steven Berkoff, Jerzy Grotowski, John Wright, Tadashi Suzuki, Anne Bogart ve Pina Bausch’u sayabiliriz. Fiziksel Tiyatro Grupları arasında ise bu yıl ilki gerçekleştirilen Dance Camera İstanbul’da The Cost Of Living ile izlediğimiz DV8 Physical Theatre, Siti Company, Suzuki Company of Toga, Double Edge Theatre, The Dell’Arte Company, Push Physical Theatre ve New York City Physical Theatre örnek gösterilebilir.

Bu yazı Gökçe Es Kılıç'ın 24/05/2007 tarihinde evrensel gazetesi kültür sanat sayfasında yayınlanmış kritiğidir.

http://www.evrensel.net/haber.php?haber_id=10471