G.butterfly & Nephes 2006










Performans Sanatçıları : Gökçe Es & Sinan Temizalp

Fotoğraf Sanatçısı : Fırat Erez

TORS MİSALİ 2007






Performans Sanatçısı : Gökçe Es

Fotoğraf Sanatçısı : Alp Esin

Tershane Fabrika Günleri II 1-2 Eylül 07









DÜNYA GÖÇMEDEN KISA BİR HİKAYE

İçiniz öfke dolu. Öfkenin çözüm olduğunu düşünüp, ondan güç aldığınızı zannediyorsunuz. Gerçekte öfkenizin kendinize karşı olduğunu bilmemeniz sizi öldürüyor!

Dünya, yine göç etmek zorunda kaldı. İhtiras ve kuvvet savaşının ateşi sardı her yeri!
Zihninizin bir köşesiyle bile bir tarafın kazanmasını desteklediğinizde, siz de bir parçasısınız artık savaşın.İyi kötü, güzel çirkin, doğru yanlış, haklı haksız hesapları sizi gerçeklerden uzaklaştırıyor.

Bağnaz gürültü çok dikkat dağıtsa bile, uğultunun içinde duyabilir kimileri doğru sözleri. Yeter ki düşüncesi hür olsun. Ancak özgür ruhlar meyve verecek kadar gelişebilir.

Korkuyorsunuz değil mi? İçinizdeki güzel insandan korkuyorsunuz!

Geçmişte yaşlı kadınların işiydi dedikodu. Şimdi koskoca bir sektör aldı yerini. Sizi eğlendirip, bilgilendiriyor görüntüsü verip, size dedikodu, öfke taşıyor! Kapatabilirsiniz kulaklarınızı bu çirkin uğultuya. Bekleyin. Hiçbir şey yapmadan, düşünmeden, kararlar vermeden, yargılamadan sadece bekleyin. Çok geçmeden içinizdeki gerçek sesi duyacaksınız.

Yasaklayın kendinize insanları yargılamayı.

Kendinizi korkunun zindanlarında hapsederek huzura erebiliyorsanız; kalın orada. Ama arada bir kafanızı kaldırıp bağırışlarınız sarmasın ortalığı. Bırakın özgür ruhlar düşünsün, farklı olsunlar arayışlarında. Gidecekleri yere kadar gitsinler ki, size getirecek bir şeyleri olsun yanlarında.

Şimdi içinizdeki sesi duymaya çalışın.

Duyamıyorsanız: Kesin uğultuyu ve sokmayın evinize dedikoduyu! Dünya göçüp gitmeden bir süre için susun ve sadece içinizde nefes alıp vereni dinleyin....



Çağdaş Sanat ve Fikir Üretim Platformu Tershane Fabrika Günleri 2'de hayat bulan Gökçe Es'e ait 7 dakikalık deneysel hareket tiyatrosunun metin ve fotografları...

‘İstanbuldans’ Festivali ve Zeynep Tanbay Dans Projesi


2007 ; çağdaş ve deneysel çalışmaların yavaş yavaş hayat bulduğu ve nefes almaya başladığı bir yıl olmayı başardı gibi görünüyor. Bu bağlamda sahne sanatları da bu yıl birincisi gerçekleştirilen İstanbul Fransız Kültür Merkezi ana sponsorluğunda, festival partnerleri Dans Buluşma İstanbul, Çatı Stüdyo, organizasyon ve prodüksyonu Mihran Tomasyan’a ait olan ‘İstanbuldans’ festivaline kavuşmuş oldu. 30 Mayıs - 10 Mayıs tarihleri arasında 21 topluluğun sahne alacağı İstanbuldans festivalinin ev sahibi ise Garajİstanbul.

Festivalin katılımcıları Aydın Teker, Aytül Hasaltun, Jack Gallagher, C dan C (Fransa), ÇağlarYılmaz, Çıplak Ayaklar Kumpanyası, Devrim İleri/Didem Ertan, Emre Koyuncuğlu, İstanbul Dans Tiyatrosu /Tan Temel, İlyas Odman/Garajİstanbulpro, Laboratuar, Naoko Noshiro (Japonya), Özlem alkış, Sevi Alkan, Şafak Uysal/Bedrihan Dehmen, TALDANS, Talin Büyükkürcüyan, Tuğçe Tuna Dans Projesi, Hareket Atölyesi ve Zeynep Tanbay Dans Projesi.

Çağdaş eserlerin ve oluşumların daha da kuvvetlendiği ve çoğaldığı bu dönemde sahne yetersizliği yüzünden birçok projenin askıda kalması bir yanda, kültür merkezi ve tiyatro binalarını yıkıp yerine kongre merkezi yapmak isteyen zihniyetler bir diğer yanda dursun: Sanatçıyı ve sanatseveri birarada tutmaya çalışan organizasyonların giderek çoğalmasıyla sanat yapma eylemini hiçbir politik rejimin durduramayacağına bir örnek de İstanbuldans oldu. Onlar yıkma kararları almaya devam ededursun: Toplumun en önemli değerleri olan kültür ve sanat merkezlerini eski ve onarılması zor bahaneleriyle ortadan kaldıramayacaklarını, sanata engel koyamayacaklarını, biz sanat yapmaya devam ettiğimiz sürece duvarların yıkılamayacağını da ilgili şahıslara bir kez daha buradan hatırlatmış olalım.

Gelelim 1 Haziran gecesinin konuğu Zeynep Tanbay Dans Projesine... Daha önce 15. Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivalinde Atatürk Kültür Merkezinde prömiyerini izlediğimiz Dört Ayak projesi bu sefer deneysel ve açık bir sahnede yer alıyor. Mekandan içeri adım attığımız anda seyirciyle içiçe olan dansçıların ısınmalarına tanıklık ediyoruz. Deneysel çalışmalardan alıştığımız bu görüntüler Zeynep Tanbay Dans Projesi’nin Dört Ayak eserine biraz yabancılaştırma ögesi katmış. İtalyan sahneler için hazırlanmış olan eserin ve 11 kişiden oluşan kadronun deneysel işler için tasarlanmış olan bu mekana sığıp sığamayacakları konusunda da başta şüpheye düşmüştüm. Fakat eser başlamadan önce Zeynep Tanbay’ın yaptığı sıcak ve içten açıklama izleyenleri ve beni oldukça rahatlattı. Tanbay: ‘Bu akşamki gösteriyi sanki bir stüdyo çalışmasına katılıyormuşsunuz ya da bir projenin atölye çalışmasını izliyormuşsunuz gibi ele almanızı rica ediyoruz’ dedi. Garajİstanbul’da düzenlenen İstanbuldans Festivaline destek verdikleri için bu mekanda yer almayı kabul ettiklerini söyledikten sonra alışılagelmiş düzeni bozarak geç gelen izleyicilerin içeri alınabileceğini telefon ve çağrı cihazlarının da açık tutulabileceğini söyleyerek herkesi bu sıcak atmosferin içine çekmiş oldu. Ayrıca Garajİstanbul’un Zeynep Tanbay Dans Projesi için yeniden düzenlediği yerleşimi eskisine kıyasla daha başarılı olmuş, mekan daha kullanılır ve daha işlevsel bir hale dönüştürülmüş. Koreografisi Zeynep Tanbay’a ait olan Dört Ayak’a geçen seneden farklı olarak yeni yüzler katılmış Cennet Erdoğan, Gamze Yalım ve Tuğrul Savaşçı. Geçen sezon izlediğimiz kadrodan devam edenler ise Alper Marangoz, Evrim Akyay, Gizem Erdem, Gizem Erden, Korhan Başaran, Pınar Güremek ve Önder Çevik. Yaşamımızın çoğunu iskemlelerde, masalarda, banklarda, yataklarda; geri kalanını ise ayakta geçirdiğimizi ifade eden Tanbay 4 ayaklılarla 2 ayaklıların ilişkisi üzerine yoğunlaşıyor. 4 ayak üstüne düşenler, tutunamayanlar, hayatta eğreti duranlar, kenarda kalanlar, sadece izlemekle yetinenler, karar verenler, hakkında karar verilenler, ezenler, ezilenler, hayata hücreden başlayıp, yaşamında hücresinden çıkamayanlar ve bunun gibi türlü türlü insan ilişkilerini ele alıyor. Dansçılar bu mekanda alışkın olmadıkları bir şekilde seyirciyle iç içe olduklarından başta biraz tedirginlik yaşar gibi oldular fakat kısa sürede bu sıcak atmosferin içinde akmaya başladılar. Bu mekanda performansçı ve izleyici ilişkisinin ön planda oluşuyla çok doğal ve farklı bir Dört Ayak izledik. Ayrıca mekanda kulis olanağı olmadığından herşeyi seyircinin önünde gerçekleştiren dansçılarla izleyici arasında şeffaf ve doğal bir ortam oluştu, sahne arkası yani kulisle ilgili herhangi bir fikre sahip olmayan izleyiciler için de değişik bir deneyim olmuş oldu. Kadın erkek ilişkilerinin ve şiddetin vurgulandığı sahneler sadece hareket kalitesiyle değil ifadeyle de güçlendirildiği için izleyenleri etkilemeyi başardı. Özellikle de Alper Marangoz ve Gizem Erdem bu açıdan ön plana çıkan dansçılar arasındaydı. Ayrıca yine Alper Marangoz ve Önder Çevik’in düetleri de büyük alkışı hakeder nitelikteydi. Tüm dansçıların emeğine ve enerjisine sağlık.

İstanbuldans Festivali bitmeden bir gösteri de ben izlemeliyim diyorsanız www.istanbuldancefest.com adresinden festival programına ulaşabilirsiniz. Ayrıca festival kapsamında Türkiye dans afişleri sergisini gezebilir, panel, atölye ve teknik derslere de katılabilirsiniz. İyi seyirler...



Bu yazı Gökçe Es Kılıç tarafından kritik edilip 11/06/2007'de Evrensel Gazetesinde yayınlanmıştır.

http://www.evrensel.net/haber.php?haber_id=11541

Gençlik Günlerinden Akılda Kalan

Bu yıl 23’üncüsü düzenlenen İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları Gençlik Günleri 15 Mayıs-19 Mayıs tarihleri arasında Harbiye Muhsin Ertuğrul ve Kadıköy Haldun Taner sahnelerinde izleyiciyle buluştu. 14 Mayıs 2007 akşamı Bulutsuzluk Özlemi’nin konseriyle açılışını yapan 23. Gençlik Günleri’ne Galatasaray Üniversitesi Tiyatro Topluluğu, Tiyatro Artı, İstanbul Teknik Üniversitesi, ODTÜ Oyuncuları, Korhan Başaran, Yeditepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Tiyatro Bölümü, Stüdyo4, İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları Tiyatro Araştırma Laboratuarı, Oyunbaz Tiyatro ve Subvoid Physical Theatre katıldılar. İzleyicilerin ücretsiz katılımlarıyla yönetmenlik, makyaj, dans ve yazarlık atölyeleri gerçekleştirildi.
Ayrıca Türkiye Kadınlar Birliği’nin İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları ile ortaklaşa yürüttüğü ve her yıl başarılı genç kadın oyunculara verdiği Bedia Muvahhit Ödülü’nün 13’üncüsü 23. Gençlik Günleri kapsamında Haldun Taner’in Keşanlı Ali Destanı oyunundaki Zilha rolüyle Meriç Benlioğlu’na verildi.
Gençlik Günleri’nden hafızamda kalan en özgün iş Subvoid Physical Theatre oldu. Bu ismi daha önce duymamış olanlar katılımı yabancıymış gibi algılayabilirler ama oluşumun sahibi ve yaratımın tamamı Ayşegül Güryüksel’e ait. 16 Mayıs 2007 tarihinde saat 15.00’de izlediğim bu proje, festival yöneticileri tarafından yapılan yanlış zamanlama doğrultusunda hak ettiği izleyici kapasitesiyle buluşamamış gibi görünse de; tamamıyla kendine özgü, farklı bir üslup ve hareket kalitesiyle, taklitten uzak “İlişiksiz Temas” (Dependent Independences) adıyla herkesi büyüleyen ve kadına farklı bir pencereden bakmamızı sağlayan bir yaratım izletti bizlere. Somut görüntünün altında yatan soyut gerçeklikler ve kendi içinde sürekliliği olan zıtlıkların peşinden koşan Subvoid: Özetle beş duyumuza hitap ediyor ve onları kullanmamız için bizi tetikliyor.
Projenin başında izlediğimiz kısa film, izleyiciyi oyuna hazırlamak için tasarlanmış gibiydi. Eserin büyük bir kısmı görsel efektlerle güçlendirilmiş. Kadın unsuru belki de bugüne kadar hiç bakmadığımız bir aynadan bizlere yansıtılmaya çalışılmış. Geçmişten bugüne gelen, bugünden geleceğe giden ve gelecekti haliyle bugüne dönmüş olan kafasında birçok soruya cevap bulmuş ama bulunduğu ortama ayak uyduramamış başka bir deyişle belki de ona ayak uydurulamamış bir kadınla ilgili çağdaş ve çok farklı bir yorum. Herkesin içinde saklı gizli bir potansiyeli olduğu ve onu dışarı çıkartma konusunda korkusuz olmak gerektiğine karşı bir bakış açısı da diyebiliriz. Sahnenin tamamını kaplayan perde ve perde önündeki devinim birbirini çok iyi tamamlıyor. Kullanılan kostüm ve aksesuarların perdede de yansılanması geçmiş ve geleceği ayırt etmemize yardımcı oluyor diyebilirim. Ayrıca her iki disiplini dans oluşumuyla birleştirip bir arada kullanmak çok yerinde ve doğru bir karar olmuş. Çağdaş modern dansın ve sessiz sinemanın çıkış noktalarının aynı olduğunu söyleyebiliriz. Her ikisinde de oyuncu anlatmak istenileni hareket jest mim kısaca oyunculuğu ve hareket kalitesiyle, söz olmadan izleyiciye aktarır. Bu projede her iki disiplin birbirine bağlanmış ve farklı bir tarz yaratılmış. Kullanılan görsel efektlerin düzenlenmesinden filmin çekilmesine kadar herşeyi titizlikle tek başına hazırlayan Ayşegül Güryüksel’in partner konusunda da çok şanslı olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Ece Gözmen ile sergilemiş oldukları iki kişilik muhteşem performans bu oluşumu herkesin mercek altına alması gerektiğine en büyük neden. Kullanılan müzikler de alışılagelmişin dışında oluşuyla projeyi tamamlayan önemli ayrıntılardan bir diğeri. İlk temsillerini 19 Nisan 22 Nisan 2006’da Aksanat’ta gerçekleştiren Subvoid: Informal European Theatre Meeting İstanbul ve 9 Mart 2007 Ankara Ortadoğu Teknik Üniversitesi Çağdaş Dans Festivali’ne katılmış. Ayrıca 5-13 Mayıs 2007 Brescia, İtalya’da gerçekleştirilen European Off Network Theatre Meeting’e katılmış National Theatre Belgrade tarafından 2007 yılı içerisinde Sırbistan’da gerçekleştirilecek tiyatro festivaline katılmak üzere İtalya’dan La Fionda Theatre ile ortak proje yaratma teklifi almış. Şunu da söylemeliyim ki hiçbir sponsor ve maddi destek almadan ortaya çıkartılan bu eser ödenekli oluşumlara da örnek teşkil etmeli. Daha fazla bilgi edinmek ve bu çağdaş oluşumu takip altına almak isteyenler www.subvoid.com adresine uğramayı ihmal etmesinler.
Yeri gelmişken merak edenler için “physical theatre” yani fiziksel tiyatro ile ilgili birkaç notumu sizlerle aktarmak istiyorum. 20’nci yüzyılın ilk yarısıyla başlayan, çağdaş sahne sanatları içinde yerini almış, modern ve çağdaş danstan yola çıkarak ifadenin, jestin ve mimin çok büyük önem taşıdığı, metnin değil de oyuncunun büyük rol oynadığı yeni bir türdür. Aslında dans tiyatrosunun bir uzantısıdır. Bu türün öncüleri arasında Steven Berkoff, Jerzy Grotowski, John Wright, Tadashi Suzuki, Anne Bogart ve Pina Bausch’u sayabiliriz. Fiziksel Tiyatro Grupları arasında ise bu yıl ilki gerçekleştirilen Dance Camera İstanbul’da The Cost Of Living ile izlediğimiz DV8 Physical Theatre, Siti Company, Suzuki Company of Toga, Double Edge Theatre, The Dell’Arte Company, Push Physical Theatre ve New York City Physical Theatre örnek gösterilebilir.

Bu yazı Gökçe Es Kılıç'ın 24/05/2007 tarihinde evrensel gazetesi kültür sanat sayfasında yayınlanmış kritiğidir.

http://www.evrensel.net/haber.php?haber_id=10471